30 Eylül 2026, Irak açısından yalnızca Amerikan askerlerinin ülkeden ayrıldığı bir tarih olarak değerlendirilmemeli. Bu tarih, 2014’te DAEŞ’in Musul’u ele geçirmesinin ardından başlayan ve yaklaşık on iki yıl boyunca Irak’ın güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon döneminin kapanışını ifade ediyor. Bununla birlikte bu gelişme, Irak’ın ABD ve diğer koalisyon ülkeleriyle bütün askerî ve güvenlik ilişkilerinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Irak, koalisyon modelinden ikili devletlerarası güvenlik ortaklıklarının daha fazla öne çıkacağı yeni bir döneme giriyor. Bu nedenle 30 Eylül’ü anlamak için koalisyonun Irak’a neden geldiğinden nasıl çekildiğine ve çekilmenin ardından Bağdat’ın önüne hangi güvenlik dosyalarının geldiğine kadar uzanan sürece birlikte bakmak gerekiyor.
2014: DAEŞ’in Yükselişi ve Uluslararası Koalisyonun Irak’a Gelişi
ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun Irak’taki son dönem varlığının başlangıç noktası 2003 değil, 2014’tür. DAEŞ’in Haziran 2014’te Musul’u ele geçirmesi ve kısa sürede Irak’ın geniş bölgelerinde kontrol sağlaması ülkeyi ağır bir güvenlik kriziyle karşı karşıya bıraktı. Irak güvenlik güçlerinin bazı bölgelerde hızla çözülmesinin ardından Irak hükümeti uluslararası askerî destek talep etti.
ABD’nin Irak’taki DAEŞ hedeflerine yönelik hava operasyonları 8 Ağustos 2014’te başladı; daha sonra bu operasyonlara Operation Inherent Resolve adı verildi. Oluşturulan uluslararası yapı yalnızca hava saldırılarından ibaret değildi. Irak güvenlik güçlerine eğitim, danışmanlık, istihbarat, lojistik ve operasyonel destek sağlanması da misyonun önemli unsurları arasında yer aldı.
2017: DAEŞ’in Toprak Hâkimiyeti Sona Erdi, Koalisyon Kaldı

Irak, 2017’de DAEŞ’in ülke içerisindeki toprak hâkimiyetine karşı askerî zafer ilan etti. Musul ve diğer büyük yerleşimlerin geri alınması örgütün Irak’taki “hilafet” modeline ağır bir darbe vurdu. Ancak bu, DAEŞ tehdidinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmedi. Örgüt özellikle kırsal ve güvenlik boşluklarının bulunduğu alanlarda hücre yapılanmaları üzerinden varlığını sürdürdü.
Bu nedenle koalisyon Irak’tan hemen ayrılmadı. Zaman içerisinde doğrudan muharebenin ağırlığı azalırken eğitim, danışmanlık, istihbarat paylaşımı ve Irak güvenlik kurumlarının kapasitesinin geliştirilmesi daha fazla ön plana çıktı. Böylece koalisyonun rolü, DAEŞ’e karşı doğrudan savaşan bir yapıdan Irak kurumlarını destekleyen bir modele doğru dönüştü.
Koalisyon Varlığından Çekilme Takvimine

DAEŞ’in toprak hâkimiyetinin sona ermesinden sonra Irak siyasetindeki temel tartışmalardan biri uluslararası askerî varlığın geleceği oldu. Irak ve ABD arasında oluşturulan Yüksek Askerî Komisyon; DAEŞ tehdidini, sahadaki operasyonel koşulları ve Irak güvenlik güçlerinin kapasitesini değerlendirdi.
27 Eylül 2024’te Irak ve ABD iki aşamalı geçiş takvimini açıkladı. İlk aşamada koalisyonun Irak’taki askerî misyonunun Eylül 2025 sonuna kadar sonlandırılması ve ikili güvenlik ortaklıklarına geçilmesi öngörüldü. İkinci aşamada ise Suriye’nin kuzeydoğusundaki DAEŞ tehdidine karşı yürütülen faaliyetlere Irak’taki belirlenmiş bir platformdan verilen desteğin Eylül 2026’ya kadar devam etmesi kararlaştırıldı.
Bu ayrım, 30 Eylül 2026’nın neyi ifade ettiğini doğru anlamak açısından önemlidir.
Federal Irak’taki Koalisyon Varlığının Sona Ermesi

Çekilme kademeli biçimde gerçekleşti. Sürecin en önemli merkezlerinden biri, yıllarca ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’taki başlıca üslerinden olan Ayn el-Esad Hava Üssü oldu.
Ocak 2026’da Irak Savunma Bakanlığı üssün tamamen Irak güvenlik güçlerinin kontrolüne geçtiğini açıkladı. Irak Yüksek Askerî Komitesi de 18 Ocak’ta federal Irak’taki askerî üs ve komuta merkezlerinin koalisyon danışmanlarından boşaltıldığını duyurdu. Bu aşamadan sonra Irak içerisindeki kalan koalisyon mevcudiyeti Erbil’de yoğunlaşmıştı.
30 Eylül 2026: Yaklaşık On İki Yıllık Misyonun Sonu

30 Eylül’de ABD Merkez Komutanlığı, Erbil Hava Üssü’ndeki ABD personeli ve teçhizatının düzenli ayrılışının tamamlandığını açıkladı. CENTCOM bunu Operation Inherent Resolve’un Irak’taki misyonunun sona ermesi olarak duyurdu.
Irak hükümeti de aynı gün Uluslararası Koalisyonun Irak’taki misyonunun resmen tamamlandığını ilan etti. Koalisyonun Irak’taki komutanı General Kevin Lambert, misyonun tamamlandığını ve güvenlik sorumluluğunda Irak’ın liderliği üstlenme zamanının geldiğini söyledi.
Böylece 2014’te DAEŞ’in yükselişiyle başlayan yaklaşık on iki yıllık güvenlik dönemi kurumsal olarak kapandı.
Koalisyon Çekildi, Irak’ın Güvenlik İlişkileri Bitmedi
30 Eylül sonrasındaki tabloyu değerlendirirken iki konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor: Uluslararası Koalisyonun Irak’taki askerî misyonunun sona ermesi ile Irak’ın ABD ve diğer ülkelerle güvenlik ilişkilerinin sona ermesi aynı şey değildir.
Daha 2024’te açıklanan geçiş planı, koalisyon modelinden ikili güvenlik ortaklıklarına geçilmesini öngörüyordu. Irak ve ABD de eğitim, irtibat, kapasite geliştirme ve geleneksel devletlerarası güvenlik iş birliği mekanizmalarının devamına yönelik bir çerçeve oluşturmuştu.
Dolayısıyla 30 Eylül sonrasındaki gelişmeyi yalnızca “ABD Irak’tan çıktı” şeklinde okumak yerine, Irak’taki uluslararası koalisyon modeli sona erdi ve güvenlik ilişkileri yeni bir modele geçti şeklinde değerlendirmek daha açıklayıcıdır.
30 Eylül Neden “Egemenlik Günü” Oldu?

Irak hükümeti çekilmeyi yalnızca askerî bir takvimin tamamlanması olarak sunmadı. 30 Eylül, resmî olarak Ulusal Egemenlik Günü söylemiyle öne çıkarıldı. Irak Başbakanı Ali Falih el-Zaidi, ülkenin kendi kararına sahip çıktığı ve toprakları ile egemenliğini koruduğu yeni bir döneme girdiğini açıkladı. Irak devlet kurumları da 30 Eylül için “Ulusal Egemenlik Günü” etkinlik ve duyuruları yayımladı.
Ancak egemenlik vurgusu beraberinde başka bir soruyu da güçlendirdi: Yabancı askerî misyon sona ermişse devlet kurumlarının dışında kalan silahların geleceği ne olacak?
1 Ekim Sonrası: Asıl Dosya Devlet Dışındaki Silahlar

Bu soru artık yalnızca bir analiz başlığı değil. Başbakan el-Zaidi, 1 Ekim’in devlet kontrolü dışındaki silahlar meselesinin ele alınmasında ciddi bir başlangıç oluşturduğunu açıkladı.
Mesele yalnızca İran’a yakın Şii silahlı gruplardan ibaret değil. Irak’ın farklı dönemlerinde ve farklı güvenlik şartlarında ortaya çıkan devlet dışı silahlı yapıların statüsü, yeni dönemin daha geniş güvenlik tartışmasının parçası durumunda.
30 Eylül’ün bütün silahlı grupların aynı gün silahlarını teslim ettiği bir tarih olarak sunulması ise doğru olmaz. Eylül boyunca silahların devlet kontrolüne alınmasına ilişkin görüşmeler yürütüldü ve bazı gruplar konusunda ilerleme sağlanırken, güçlü silahlı yapıların bir bölümünün silahsızlanmaya direndiğine ilişkin bilgiler de kamuoyuna yansıdı.
İran’a Yakın Silahlı Gruplar İçin Yeni Denklem
Koalisyonun çekilmesi İran’a yakın bazı silahlı gruplar açısından iki yönlü bir sonuç doğuruyor. Bir taraftan bu grupların uzun süredir talep ettiği ABD askerî varlığının sona ermesi gerçekleşmiş oldu. Nitekim Asaib Ehl el-Hak, çekilmeyi Irak egemenliğinin yeniden tesis edilmesine yönelik uzun bir sürecin sonucu olarak değerlendirdi.
Diğer taraftan yabancı askerî varlığın sona ermesi, bağımsız silahlı kapasitenin sürdürülmesinin gerekçeleri üzerindeki tartışmayı da güçlendiriyor. Reuters’ın Eylül ayında aktardığına göre hükümetin silahların devlet kontrolüne alınması girişimi bazı güçlü İran bağlantılı grupların direnciyle karşılaştı.
Dolayısıyla 1 Ekim sonrası temel tartışma yalnızca hangi grubun silah bırakacağı değil; savaş ve barış kararının ve silahlı güç kullanma yetkisinin anayasal devlet kurumlarında nasıl merkezîleştirileceği olacaktır.
Erbil Açısından Farklı Bir Güvenlik Tartışması

Koalisyonun çekilmesi Bağdat ve Erbil açısından aynı güvenlik tartışmalarını doğurmuyor. Kürdistan Bölgesi açısından Peşmerge kapasitesi, hava savunması, DAEŞ hücreleri ve federal güvenlik güçleriyle koordinasyon daha fazla önem kazanıyor.
30 Eylül’de Mesud Barzani de koalisyonun DAEŞ’le mücadeledeki rolünü değerlendirirken Kürdistan Bölgesi ile federal hükümet arasında tehditlere karşı koordinasyonun sürdüğünü belirtti.
Bu nedenle koalisyon sonrası dönem Bağdat açısından daha çok egemenlik ve devlet otoritesinin merkezîleştirilmesi üzerinden okunurken, Erbil açısından koalisyonun sağladığı bazı askerî ve teknik kapasitelerin nasıl ikame edileceği de tartışmanın parçasıdır.
Sincar Yeni Dönemin Önemli Sınavlarından Biri
Koalisyon sonrası güvenlik mimarisinin en önemli dosyalarından biri Sincar olabilir. Dosyanın önemi yalnızca bölgesel aktörlerle ilişkilerden değil, Irak devletinin kendi topraklarında tek güvenlik otoritesi oluşturma hedefinden kaynaklanıyor.
11 Eylül’de Başbakan el-Zaidi ile Ezidi Davası İttifakı ve YBŞ temsilcileri arasındaki görüşmenin ardından YBŞ’nin silahlarını devlete teslim etmeye başlayacağı, Sincar Dağı’nın federal hükümetin güvenlik ve idari kurumlarının kontrolüne geçeceği ve uygun YBŞ mensuplarının yasal mekanizmalar üzerinden Irak güvenlik kurumlarına alınabileceği açıklandı.
22 Eylül’de Irak Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kasım el-Muhammedi de Iraklı olmayan silahlı kişilerin Sincar’dan ayrılması gerektiğini belirtirken, Iraklı Ezidi savaşçıların devlet güvenlik kurumlarına katılabileceğini söyledi.
Buradaki kritik ayrım, PKK bağlantılı örgütsel yapılar ile 2014 sonrasında yaşanan ağır güvenlik çöküşünün ardından silahlanan yerel Ezidi unsurların aynı kategori içerisinde değerlendirilmemesidir. Bağdat’ın önündeki mesele, yerel unsurların hukuki ve bireysel entegrasyonuyla devlet dışında bağımsız silahlı komuta yapılarının sona erdirilmesini birlikte yönetebilmektir.
Bu nedenle Sincar, 1 Ekim sonrasında Irak devletinin “silah yalnızca devletin elinde olmalı” yaklaşımının sahada ne ölçüde uygulanabileceğinin önemli testlerinden biri olacaktır.
30 Eylül’den Sonra Irak’ı Ne Bekliyor?

30 Eylül 2026, Irak açısından yalnızca bir askerî çekilmenin tamamlandığı tarih değildir. 2014’te DAEŞ’in Musul’u ele geçirmesiyle başlayan olağanüstü güvenlik döneminin önemli bir kurumsal aşamasının kapanışıdır.
Ancak bir dönemin sona ermesi Irak’ın güvenlik sorunlarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine 1 Ekim itibarıyla sorumluluk daha doğrudan Irak devletinin üzerine geçmiş durumda.
Yeni dönemin temel dosyaları; DAEŞ hücrelerinin kontrol altında tutulması, silah kullanma yetkisinin devlet kurumlarında merkezîleştirilmesi, devlet dışı silahlı yapıların geleceği, Sincar’daki güvenlik düzeninin yeniden yapılandırılması, Irak dışından gelen silahlı unsurların statüsü, Bağdat-Erbil güvenlik koordinasyonu ve ABD ile ilişkilerin koalisyon modelinden ikili devletlerarası güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi olacak. Irak hükümetinin 1 Ekim itibarıyla devlet kontrolü dışındaki silahlar meselesini açık biçimde gündemin ön sırasına taşıması, bu geçişin artık yalnızca teorik bir tartışma olmadığını gösteriyor.
Bu açıdan 30 Eylül bir son olduğu kadar yeni bir başlangıçtır.
2014’ten itibaren Irak güvenliğinin temel sorularından biri, “Uluslararası Koalisyon ne zaman çekilecek?” idi.
1 Ekim 2026’dan itibaren ise daha zor bir soru öne çıkıyor: Irak devleti, kendi sınırları içerisinde silah ve güvenlik üzerinde tek ve etkin otorite olabilecek mi?
