Hugo Dixon’ın Reuters Breakingviews’ta yayımlanan “Mark Carney shows way to build better world order” başlıklı makalesini, özgün düşünce ve anlatım çizgisi korunarak özetleyip Türkçeye aktaran: Türkmen Post.
Mark Carney geçen hafta Avrupa Parlamentosu’na hitap ederken Donald Trump, Vladimir Putin veya Şi Cinping’in adını anmadı. Ancak üçünün de gölgesi salondaydı. Kanada Başbakanı ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in üzerinde çalıştığı yeni ortaklığın arkasında da esasen bu gerçek bulunuyor: Ottawa ve Brüksel, büyük güçlerin baskılarına karşı tek başlarına daha kırılgan olduklarını görüyor.
Kanada ile Avrupa Birliği arasında kurulması düşünülen bu “gelecek ittifakı”, yalnızca iki tarafı ilgilendiren yeni bir ortaklık olarak görülmemeli. Doğru kurulursa Birleşik Krallık, Ukrayna, Avustralya ve zamanla başka orta güçlerin de katılabileceği daha geniş bir modelin başlangıcı olabilir.
Böyle bir ittifakın amacı eski usul bir serbest ticaret anlaşması yapmak olmamalı. Asıl mesele güvenliktir: enerjiden silaha, teknolojiden yapay zekâya kadar uzanan geniş anlamıyla güvenlik. Kırılganlıkları azaltmak ve dayanıklılığı artırmak, gümrük vergilerini düşürmekten daha önemli hâle geliyor. Bunun için de ortak projelere büyük miktarda kamu ve özel sektör yatırımı gerekir.
Carney’nin konuşmasında en fazla öne çıkan kavram “dayanıklılık”tı. Kanada ile AB’nin stratejik kapasitelerinde ayrı ayrı boşluklar var. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilirlerse, büyük devletlerin bu zayıflıkları kullanması daha zor olur.
Kritik mineraller, savunma sanayisi kapasitesi, yapay zekâ ve bilgi işlem gücü, enerji güvenliği, uzay iletişimi ve ödeme sistemleri bu açıkların başında geliyor. Bunlar aynı zamanda Çin, ABD veya Rusya’nın üstünlüklerini baskı aracına dönüştürebildiği alanlar. Çin kritik minerallerdeki hâkimiyetini kullandı; Rusya yıllarca doğal gaz üzerinden Avrupa üzerinde baskı kurabildi; Washington ise NATO içerisindeki ağırlığı sayesinde Avrupa karşısında çok güçlü bir konuma sahip.
Kanada burada Avrupa’nın bazı eksiklerini tamamlayabilir. AB için güvenilir bir kritik mineral kaynağı olabilir. Kuzey Kutbu ve Atlantik üzerinden sıvılaştırılmış doğal gaz ihraç edebilecek yeni liman altyapısı Avrupa’nın enerji güvenliğine katkıda bulunabilir.
Finansal hizmet piyasalarının birbirine bağlanması da ABD’nin küresel finans sistemindeki üstünlüğünden kaynaklanan baskı kapasitesini azaltabilir. Kanada ile Avrupa bilgi işlem güçlerini bir araya getirebilir, Atlantik boyunca yeni dijital bağlantılar kurabilir, yapay zekânın daha güvenli geliştirilmesi için birlikte çalışabilir ve bilim insanlarını ileri teknolojiler üzerinde ortak projelere yönlendirebilir.
Gençlerin serbest dolaşımı, öğrenci değişimleri ve dijital ticaret de bu ilişkinin parçaları olabilir. Ancak burada bir sınır var. Kanada ile AB arasında zaten kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması bulunuyor ve bu anlaşma bile tamamen onaylanmış değil. Kanada’nın bundan çok daha ileri gidebilmesi için AB tek pazarına yaklaşması gerekebilir. Bunun bedeli ise Ottawa’nın Brüksel’de belirlenen kuralları uygulayan bir ülke konumuna düşmesi olabilir.
Coğrafyanın değiştirilmesi de mümkün değil. Kanada’nın mal ticaretinin geçen yıl yüzde 59’u ABD ile yapılırken AB’nin payı yalnızca yüzde 9’du. Trump’ın tarifeleri ve Kanada’ya yönelik sözleri ne kadar rahatsız edici olursa olsun, ABD Kanada’nın en önemli ekonomik ortağı olmaya devam edecek.
Bu nedenle von der Leyen’in gelişmekte olan ilişkiyi tanımlamak için kullandığı “ortak üye” ifadesi de talihsizdi. Kanada’yı AB’nin ikinci sınıf bir uydusu gibi gösterebilirdi. Nitekim bazı AB ülkeleri de bu ifadeye kuşkuyla yaklaştı.
Fakat asıl fikir Kanada’dan çok daha büyük.
Büyük güçlerin baskısını hisseden orta güçler bir araya geldikçe ağırlıkları artar. IMF verilerine göre ABD, Çin ve Rusya çıkarıldığında büyük ekonomilerin toplam üretimi bu yıl G20 üretiminin yaklaşık yüzde 49’una ulaşacak. Bu nedenle Kanada-AB ortaklığının başkalarına açık olması mantıklıdır.
Böyle bir orta güçler ittifakı Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkesine dayanabilir: devletler birbirlerini işgal etmemeli veya tehdit etmemeli. Teoride bu ilke bazı otoriter devletlere de cazip gelebilir. Fakat başlangıçta ortak değerleri ve çıkarları paylaşan ülkelerle ilerlemek daha gerçekçi olacaktır.
Avustralya şimdiden ilgi gösteriyor. Birleşik Krallık da Brexit sonrasındaki travmasını aşabilirse doğal bir ortak olabilir. Geniş anlamda güvenliği merkeze alan böyle bir yapı, Britanya’nın bir gün AB’ye yeniden yaklaşmasının da yollarından biri olabilir. Ukrayna açısından somut faydalar sağlayabilir. Von der Leyen’in gündeme getirdiği Avrupa Güvenlik Konseyi fikriyle de birleşebilir; AB, Birleşik Krallık, Kanada, Ukrayna ve Norveç’i aynı masada buluşturabilir. Zaman içinde Japonya ve başka ülkeler de düşünülebilir.
Fakat bütün bunların üzerinde Trump’ın gölgesi bulunuyor. Avrupa hâlâ Rusya karşısında Amerikan askerî desteğine bağımlı. Bu nedenle von der Leyen’in Kanada ile kurulacak ittifakın “başka birine karşı değil, ortak gücümüz için” olduğunu vurgulaması anlaşılır. Trump’ın meseleyi aynı şekilde görmesi ise garanti değil.
Yine de Avrupa, savunma kapasitesini yeterince artırırsa ABD olmadan da Rusya’yı caydırabilecek ekonomik büyüklüğe sahip. AB, Birleşik Krallık ve Norveç’in bu yılki toplam ekonomik üretimi Rusya’nın yaklaşık 11 katı. Japonya’nın durumu daha zor; çünkü karşısındaki Çin ekonomisi kendi ekonomisinin yaklaşık 4,8 katı büyüklüğünde.
Bütün bunlar orta güçlerin tek başlarına hareket etmek zorunda olmadığını gösteriyor. Büyük devletlerin dünyayı kendi rekabetlerinin alanına dönüştürdüğü bir dönemde, Kanada ve Avrupa’nın geliştirmeye çalıştığı model farklı bir yol açabilir: birbirlerinin kırılganlıklarını azaltan, güvenliklerini güçlendiren ve birlikte hareket ettiklerinde sahip oldukları ekonomik ağırlığı siyasi güce dönüştüren ülkelerden oluşan daha geniş bir ortaklık.
Carney ve von der Leyen’in göstermeye çalıştığı yol esasen budur.
Bu metin, özgün makalenin kısaltılmış ve Türkçeye aktarılmış versiyonudur. Görüş ve değerlendirmeler makalenin yazarına aittir.
Yazar: Hugo Dixon
Yayın: Reuters Breakingviews
Tarih: 21 Eylül 2026
